Aylardan haziran, dağları izleyen bir kalabalık salavatlarla düzene giriyor. Tam olarak sayısı bilinmese de merkez ordu 10.000 kişiye yakın. Çevrelerinde ki dağlarda destek kuvvetlerinin gözü Beylerinden gelecek emiri beklemekte. Yıl 1843…

Osmanlı Müslüman olamayanlara kafir yada gavur denmesini bile yasakladığı o zor dönemlerde İslam için ateşten gömlek giyen bir beyliğin öyküsü kayıp Yahudi kavmini aramaya gelen Dr. Asahel Grant ile başlıyor. Dr. Asahel Grant Amerikalı Protestan bir misyonerdi. 1835 yılında başladığı vaadedilmiş topraklardaki kayıp Yahudi kavmini arama macerası İstanbul-Trabzon-Ağrı hattını kullanarak İran’ a geçtiği sırada yakalandıkları tipiyle karısını kaybetmesi sonucu psikolojik bir saplantıya dönmüştü. İki çocuğuyla kayıp kavmi aramaya devam eden bu misyoner doktor İran’da  çabaları boşa çıkınca kulaktan dolma bilgilere güvenerek Irak bölgesine geldi. Son yaşadığı travma yüzünden dağları aşmaya cesaret edemeyen asahel İstanbul’ a dönerek İstanbul üzerinden Mardin’ e oradan da Musul’ a geçti. Musul’da da sözlerin esiri olan doktor Yahudi kavminin Hakkari’ de olduğunu öğrendikten sonra bahsedilen bölgeye gelmiş ve kayıp kavimle buluşmuştu. Kayıp denilen bu kavim her ne kadar kendi başlarına bir aşiret gibi anlatılsa da Kürtlerin hizmetçileri olarak yaşamaktaydılar. Başlarında MarŞamun’un bulunduğu bu kavim hem kayıp değildi hem de Yahudi… Tamamı Hristiyan olan bu kavim aforoz edilen patrik Nestorius’ un kurduğu kaçak Hristiyanlardı. Katolikler tarafından katledilmişlerdi. Kürtler tarafından maraba olarak kullanılmaktaydılar ki Hristiyanların dünyalık hakları daha fazla olamazdı. MarŞamun’ un yanına yerleşen asahel MarŞamun aracılığı ile misyonerlik faaliyetlerine başlamıştı.

  Botan (Cizre) Beyliği içerinde nüfuslarının büyük bölümü bulunan Nesturiler Beylik içerisinde tesis edilen düzene başkaldırmak ve yıkmak için teşkilatlanmaktaydılar…

Henüz 19 yaşında Miri Botan olan Bedirhan Bey isyan eden aşiretleri hizaya getirmiş adaleti tesis etmiş ve Botan bölgesinin nefes almasını sağlamıştı. Osmanlının Nizip savaşına askerleriyle katılarak yenilgide binlerce şehit veren Botan Beyliği Bedirhan Bey önderliğinde barut ve silah fabrikası kurmuş Van Gölünde vapur imal etmeye başlamıştı. Geçmiş dönemleri bilinmeyen bu topraklar Osmanlının sadık toprakları olmaya devam ederken her iş şeriatla ve Botan Şeyhülislamına sorularak yapılmaktaydı.  Öyle ki batıdan pazarlara mal getirenler gelirken güneşe karşı yürüdüklerinden dolayı, döndüklerinde ise güneş battığından tekrar güneşe karşı yürüdüklerinden malları daha pahalıya alınırdı. Eruh bölgesi dünyanın en güzel bağ ve bahçelerine sahipti. Nakşibendi Dervişlerinden olan Bedirhan Bey uyandığında göğsünde zehirli bir yılanı görünce Şeyhülislamına dönerek “Ecelin vakti değişir mi ” diye sormuştur, sorduğu soruya aldığı cevap üzerine teslimiyetle uykusuna devam etmiş yılandan korkmamıştır. İmanı bu derece kuvvetli olan Bedirhan Bey elleri altında çalışan Nesturi topluluğuna da adaletle davranmış özgürce dinlerini ve kültürlerini yaşamalarına izin vermiştir.

    Geceleri artık daha hareketli olmaya başlamıştı. Elde kandiller yollarda gezip belli binalarda toplanan Nesturiler hararetli tartışmalar yapmaktaydılar. Yeni bir Doğu Hristiyan devleti kurulmak üzereydi ve bunun temel halkı sayıları 100.000 olarak tahmin edilen Nesturiler olacaktı. Bunu nasıl yapacakları konusunda hiçbir fikirleri olmayan topluluğun aile temsilcileri toplandıkları köyden uzak metruk binada tam dövüşmek üzereyken içeri giren MarŞamunu görünce sustular ve konuşmaya MarŞamunla birlikte içeri giren asahel başladı. İngiltere’nin kendilerine vereceği desteği anlattıkça çığlıklar karanlıkta kandil ışıklarıyla yayılıyordu. Binanın yakınında bulunan zivzik ağaçları arasından şimdi bitirelim diyen bir kişinin kolunu Bedirhan Beyin komutanlarından biri tutarak sakinleştirdi. Planın tamamını anlatan asaheli dinleyen komutan ve askerleri atlarına binerek Bedirhan Beyin yanına gelmişti. Bölgenin tamamında toplantılar yapılmaktaydı ve hepsi takip altındaydı. Bu toplantıda ise önemli bir şey olmuştu kale inşa edileceği öğrenilmişti. Kalenin yapılacağı yeri öğrenmeye çalışan Bedirhan Bey okul adı altında eski kalenin yanına kalenin kalıntılarıyla bir bina yapılacağını öğrenmiş ve inşaat alanına gitmişti. Çevrilen toprağın okuldan çok kale büyüklüğünde olduğu belliydi. Belli bir süre sonra algı çalışmasına başlayan Bedirhan Bey yapılan binanın kale olduğu bilgisini diğer aşiretler arasında yayarak tehlikenin endişesini hepsinin yüreğine düşürmüştü. Süregelen itirazlar arasında yaptırdığı kalenin yıkılacağını yada elinden alınacağını anlayan MarŞamun asahelin verdiği akıl ile kaleye İngiliz bayrağı çekerek bardağı taşırmıştı. Bilgilerin tamamının paylaşıldığı Osmanlı Sarayı Beyliğine gelişmeleri soğuk kanlılık ile takip etmesini emrettiği dönemde herşeyi kanlı gömlekler yıkacaktı.

Halk arasında Azizanlar olarak bilinen Bedirhan Bey soyu bölgede kurdukları kültürde Araplara çok önem vermiş Efendimiz (s.a) soyundan gelenleri ise bölgenin güneşi olarak görmüşlerdi. Bunu tahmin edemeyen Nesturiler Efendimiz (s.a) soyundan gelen Seyyitlerin köyünü basmış kadın çocuk demeden hepsini katletmişlerdi. Yardıma yetişen diğer Arap köyleri tarafından bozguna uğrayan Nesturi isyancıları geri kaçmışlar fakat niyetlerini çok yanlış bir şekilde ortaya çıkarmışlardı. Bu onların hakkettikleri felaketi getirecekti. Kürt köylerine baskın yapılmazsa Beyliğin tarafsız kalacağını zanneden Nesturiler yakın zamanda yanıldıklarını anlayacaklardı.

       Bedirhan Bey yazları durduğu konağına geçmişti tefekkür içerisinde yaratılanları izlerken birkaç atlının dörtnala yaklaştığını bildiren askeri tefekkürünü bölerek durumu kendisine bildirdi. Salonda gelenleri karşılayan Bedirhan Bey gelenleri tanımıştı ellerinde ki kanlı gömleklere mana veremeyen Bedirhan Bey bihaber olduğu ani baskını dinledi. Nesturilerden henüz böyle bir hamle beklemeyen Bedirhan Bey öfkesini bastırarak dinlemeye devam etti. Sözlerini bitiren Seyyitler Azizana ya bu dünyada Bey olduğunu göster kanımızı yerde bırakma yada kanımızın hakkını ahirette Dedemiz (s.a) e anlatarak hak isteriz dediğinde Şeyhülislamıyla göz göze gelmişti. Seyyitler odadan çıkarken Bedirhan Beyin danışmanları ve komutanları kapıya gelmişti. Baskınlar hızlanmış Nesturiler masum Müslümanları katletmekte yarışır olmuşlardı. Konu hassastı çünkü Osmanlı azınlıklara dokunmayacaktı. Şeyhülislamına ve komutanlarına danışan Bedirhan Beye söylenen ya bu dünyada beyliğini yıkacağı yada ahiretini yıkacağıydı. Kısa süre düşünen Bedirhan bey ordunun hazırlanması emrini verdi. Aylardan hazirandı yıl 1843…

    MarŞamun mutlu haberleri annesine anlatıyordu. Kişiliğinin mimarı olan annesi destek Hristiyanlar gelince tarihe altın harflerle yazılacak haçlı ordusunu kuran o yüce insanın kendisi olacağını aşılamaktaydı MarŞamuna. Asahel sonuçları göremeyecek kadar körken musul sancağından garip bir şekilde MarŞamun desteklenmekteydi. Musul sancağının derdi ise bu cehennem içinde Botan Beyliğinin Diyarbakır sancağından alınarak kendilerine bağlanmasıydı. İttihat ve Terakkinin ilk izlerinin görüldüğü bu beylik düven içerisinde zenginleşmiş bir sistemi ele geçirme peşindeydi.

Dağları izleyen bir kalabalık salavatlarla düzene giriyor. Tam olarak sayısı bilinmese de merkez ordu 10.000 kişiye yakın. Çevrelerinde ki dağlarda destek kuvvetlerinin gözü Beylerinden gelecek emiri beklemekte. Yıl 1843 Haziran sıcağında kuru otların güzel kokusu arasında atlıların toz kaldırışları uzaklardan seyreden grubu korkutmakta. Bismillah ile sefer başlatan Bedirhan Bey ve birliklerini dağlık alanda kısa sürede Nesturiler karşıladı ve savaşın ilk kanı mertçe dökülmeye başladı. Yıllarca dağlarda savaş veren Nesturiler bu kez Katoliklerle değil Müslüman Şafii Kürtlerle karşılaşmış çok dayanamayarak geri çekilmeye başlamıştı. Toplanıp direniş gösterecekleri köye Nesturi birlikleri girince sevinç çığlıkları atan Nesturiler Müslümanları köle edeceklerini her şeye kendilerinin efendi olacaklarını haykırırken bir uğultu ile sevinç çığlıkları yerini korkuya bırakmıştı. Çünkü Bedirhan Bey kaçanların peşini bırakmamıştı. Kürt birlikleri köyden ayrılırken sadece rüzgarın sesi duyulmaktaydı. İsyancılar çukurları ve kuyuları dolduran kellelerini kaçırmak için Musul’a yönelmişti. MarŞamunun annesi küfürler ediyordu. Oğlu o kadar acele kaçmıştı ki kendisini almamıştı. Tüm isyanda psikolojik desteği olan kadın o kinini saklamış güleç yüzlü mazlum bir kadın tavrı takınırken evin çevresinde ki tüm Nesturi isyancılarının nefes hakları kesilmiş Bedirhan Beyin ordusu zafer kazanmıştı.

Odadan içeri giren giyiminden Bey olduğu belli olan kişiye yalvarmaya çalışan kadın MarŞamunun annesiydi yanında hizmetçisiyle duruyordu. Bedirhan Beyin baskınları neden haber vermedin sorusuna mana veremeyen kadın daha şaşkınlığını atamamışken hizmetçi cevap verdi; “Asahel yapmış Beyim MarŞamundan da habersiz bir teşkilat kurmuş haberimiz olmadı. Baskın başlayınca Marşamuna söyledi bende o zaman duydum lakin köye çok asker getirdiler çıkamadım, bu kadında Müslümanların kanı devletimizin temeli olacak diyerek oğluna destek oldu”. Bu sÖzlerin üzerine Bedirhan Bey yatalak kadını yatağından çıkarttırıp ata bağlatarak zap kıyısına indirdi. Oğlunun yanına kendisini göndereceğini fakat bulma şansının fazla olmasını istediğini belirterek kadını ikiye böldürdü ve zap suyuna attı. Buda onun hakettiği sondu.

Asahel kaçmıştı. Musul’da İngilizlere sığınmıştı lakin hak onu da terk etmemiş. Salgın bir hastalıkla ölmesini sağlamıştı.

     Zaferle sonuçlanan savaşın Beyliği yıkacak sonuçları yaklaşmıştı. Başından beri Osmanlı ile dirsek teması bulunan Bedirhan Bey üzerine Avrupa ve Rusya tarafından baskılar yapılarak sefer düzenlenmesi istenmişti. Bedirhan bey el yazması örneği olmayan pek çok Hristiyanlar için önemli kitabı yaktırmıştı. (Kurtarılan kitaplar arasında barnabas incili bulunduğu söylense de bizim için değeri yok). Osmanlı ordusu Bedirhan Beyi Kuşatmıştı Padişahın ikimizde Nakşiyiz tarikat kardeşimsin teslim ol demesine aldırmayan Bedirhan Bey hazırlık yapmış ve beklemekteydi. Danıştığı Şeyhülislamı bu orduyu yeneriz, gelen diğer orduları da yeneriz ama tekrar gelirler, sonra tekrar ve akan Müslüman kanıdır savaş helal değildir demiş ve (o anlatılan palavra tarihteki savaş olmamıştır) kimse zarar görmeden Bedirhan Bey teslim olmuş Padişah huzuruna çıkmıştır.

   Padişaha benim yaptığım hataya sende düşersen büyüklüğün nerde kalır diye bir şiir okuyan Bedirhan Bey Padişahın gönlünü alır. (Avrupa ikisini düşman zannetse de ve algı tarihçilerimiz öyle yazsa da durum derin devletin becerisi olarak ortaya çıkmaktadır. Korkulan Kürtlerin gavuru kesip Müslümana değer verdiğini tekrar ortaya çıkarmaktır bu yüzden saptırırlar ) Padişah Abdülmecid bu İSYANCI Beyi Girit adasına gönderir, sebebi Girit adasında ki isyanı tetkik edip bastırmasıdır ve İsyancı Bedirhan Beyin isteği üzerine 2000-3000 kadar asker Botan Beyliğinden Girit’e getirilir (Süryani kaynaklar bunu Bedirhan Bey Hristiyan kanına hala doymamıştı şeklinde aktarırlar). İsyanı bastıran Bedirhan Beye Rumeli tarafında istediği herhangi bir valiliğe geçmesi söylense de kendisi Şam’ da Haç yolunu korumak istediğini bildirerek bu görevi almıştır. Şam’ da vefaat eden Bedirhan Beyin hikayesi farklı ağızlardan değişik mecralara çekilerek anlatılsa da gerçek budur. Çocuklarının bile anlatmadığı fakat çocuklarına vasiyet ettiği söylenen sözlerin amacı ve hedefi belli olsa da bu tarihi anlatanlatın en büyük nefreti Bedirhan Beyin Müslümanlığınadır. Onlara göre Arap-Nesturi çatışmasına girmemesiyle kendi devletini kazanabilirdi. Kendisi Müslümana ve Nakşibendi dervişine yakışır bir şekilde yaşadığı için hayırla hatırlarım hatırasını. Okuduğunuz için teşekkürler Paylaşmayı unutmayın.

Nusaybin Rahmet Ve ihanet Noktaları Okumak için Tıklayınız..

Filistinlilerin Çilesi Kutsal Ahit Sandığı Okumak İçin Tıklayınız..

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here