Kutsal Ahit Sandığı…

Ve vaki olurdu ki, sandık göç ettiği zaman Musa derdi: Kalk, ya Rab ve düşmanların dağılsınlar ve senden nefret edenler senin önünden kaçsınlar. Ve konduğu zaman derdi; Ya Rab, İsrail’in on binlerce binlerine dön. SAYILAR 10: 35-36

Kutsal Ahit Sandığı, beraberinde muammaları ve bilinmezlikleri ile kutsal emanetleri de muhafaza eden gücü tam olarak kestirilemeyen bir merak kaynağıdır.

     Bu sandık ile ilgili en ilginç bilgi antik Mısır’ ın kalbi olduğu ve Mısır’ dan çıkartıldığı yönünde ki bilgidir. Mısır piramitlerinin akiferlerin üzerine kurulduğu ve akiferler aracılığıyla piramit içerisinde elektriksel bir alan oluştuğu son zamanlarda ortaya çıkan bir gerçektir.

Büyük piramitin dışı bir jiletin bile arasından geçemeyeceği kadar sıkı şekilde beyaz kireç taşıyla kaplanmıştır. Beyaz kireç taşı magnezyum içermez ve yüksek derecede yalıtkan özelliğe sahiptir. Bu özelliğe dolayısıyla piramitin içerisindeki elektrik kontrolsüz şekilde dışarıya yayılmaz. Piramidin içerisinde kullanılan taş bloklar ise elektriği maksimum iletme özelliğine sahip kristal ve az miktarda da metal içeren bir başka tür kireç taşından yapılmıştır.

Piramitin içerisindeki tüneller ise granit ile kaplanmıştır. Oldukça İletken bir taş olan granit eser miktarda radyoaktif bir maddedir. Ve tünellerin içerisindeki havanın iyonize olmasını sağlar. Yalıtkan bir elektrik kablosunu incelediğimizde iletken ve yalıtkan maddelerin piramitlerde olduğu gibi aynı sırayla kullanıldığını görürüz. Piramitin iletken ve yalıtkan yapısı muhteşem bir mühendislik örneğidir. Ancak elektriğin üretimi için bir enerji kaynağına ihtiyaç vardır. Piramitlerin üzerinde bulunduğu gize vadisi yer altı su kanallarıyla kaplıdır. Bu durum bölgenin 2015 yılında çekilen yer altı röntgeniyle de açık şekilde ortaya koyulmuştur.

   Piramitler arası su ile dolu olan bir kireç taşı kayacının üzerinde yükselir. Yer altı sularını yüzeye taşırken elektriği de yukarılara ileten bu kayaç katmanlarına akifer denir. Akiferler den geçen Nil nehrinin yüksek devirli suyu elektrik akımı üretir. Buna füzyo elektrik ismi verilir. Piramitin yer altı odaları bu füzyo elektrik yüklü kayacın içerisine yapılmış granit iletkenlerdir. Bu elektrik akımı piramidin granit ile kaplı yer altı odalarından üst bölümlerine doğru iletilir. Piramitin zemininde doğal olarak bulunan elektromanyetik alan bu yolla konsantre şekilde piramitin üst katmanlarına doğru iletilir. Piramitin en tepesinde yüksek iletkenliği ile bilinen altın bir bölüm bulunur.

 Mısır piramitlerinin geometrik ve mühendislik harikasının tek eksiği uç kısımda olmayan altın bölümdür. Kral mezarı olarak nitelendirilen bölümler de ki boşluk Kutsal Ahit Sandığıyla birebir örtüşmektedir. Bu alanda bulunan sandığı Hz.Musa’nın yanında götürdüğü ve bu yüzden firavunun amansız bir takip başlattığı, Mısır’ın göçten hemen sonra gerilemeye başladığı ve 10 yıl içerisinde halkın kaybolduğu söylenmektedir.

 Araştırmacıların yıllar önce Mısır’ da yaptıkları araştırmalar hazineler için değildi. aldıkları materyaller altındı evet ama her biri alternatif akımla çalışan makinelerdi. Nicola Tesla’ nın araştırma kaynaklarını oluşturan bu materyaller ile pek çok buluşa imza attığı bir gerçektir.

 

SANDIK NASIL VE NEYE GÖRE YAPILMIŞTI

          “Rab Musa’ya şöyle dedi: (…) Meskeni ve eşyalarını sana göstereceğim örneğe tıpatıp uygun yapın. “Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun. İçini de dışını da saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap. Dört altın halka döküp dört ayağına tak. İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olacak. Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapla. Sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçir. Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak. Antlaşmanın koşullarını belirten taş levhaları sana vereceğim. Onları sandığın içine koy. “Saf altından bir bağışlanma kapağı yap. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk arşın olacak. Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv yap. Keruvlar’dan birini bir kenara, öbürünü öteki kenara, kapakla tek parça halinde yap. Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla kapağı örtecek. Yüzleri birbirine dönük olacak ve kapağa bakacak. Kapağı sandığın üzerine, sana vereceğim taş levhaları ise sandığın içine koy. Seninle orada, Levha Sandığı’nın üstündeki Keruvlar arasında, kapağın üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruklar vereceğim.” Buna göre de sandık İsrailoğulları Mısır’dan çıktıktan hemen sonra çölde yapılmış, Sina Dağında Musa’ya verilen Ahit Levhaları’nı taşımaktaydı. Levhalar ve onların içinde bulunduğu sandık böylece Tanrı ile İsrailoğulları arasındaki ahdin tanıklığıydı. Tanrı’nın kesin buyruğu üzerine (Çıkış 25: 10) sandık akasya ağacından yapılmıştı, uzunluğu iki buçuk, eni bir buçuk ve yüksekliği de bir buçuk arşındı, içi ve dışı saf altınla kaplıydı ve üzerinde altın pervaz vardı.

         Altın kapağının üstünde kanatlarıyla sandığı koruyan iki çocuk melek vardı. Sandığın kenarındaki halkalara, akasya ağacından, altın kaplama sırıklar takılır ve sandık bu sırıklarla taşınırdı. Kollar sandığın halkalarında takılı kalır, ondan ayrılmaz ve Tanrı’nın verdiği şehadet sandığın içinde saklanırdı. Sandık gidilen her yere taşınacak ve kamp kurulduğu zaman tam orta yerde bulunan, halis altın iplikle dokunmuş ve “Kefaret Örtüsü” de denilen bir örtünün altında korunacaktı.

Çıkış 25: 22’de Tanrı Musa’ya şöyle der: “Ve seninle orada buluşacağım ve seninle Kefaret Örtüsü Üzerinden, Kutsal Ahit Sandığı üstündeki melekler arasından söyleşeceğim.” Bu nedenle sandık kimi zaman Tanrı’nın ayak taburesi ve kimi zaman da Merhamet İskemlesi olarak görülür.

         Kutsal Ahit Sandığı bir güç kaynağıydı bu kesindi ve bu güç kontrolsüz değildi. İsrailoğullarının, Mısır’dan Çıkış/Hicretlerinden itibaren yapımı Cenabı Hakk tarafından emredilen ve statüsü oluşturulan ‘Ahid Sandığı’ zamanla İsrailoğulları açısından öyle kutsal hale getirilmişti ki, neredeyse Allah’ ın varlığı ile ‘Ahid sandığı’ eşdeğer hale getirilmiştir. Bulundukları her yere taşınan sandık savaşlarda da manevî kuvvet açısından büyük önem arz etmekteydi. “Savaşa gittiklerinde, onu eller üzerinde en önde taşıyor ve onun sayesinde düşmanlarına karşı zafer kazanmak istiyorlardı. Düşmanla çarpışırken, melekler onu askerin üstünde taşıyordu. Onlar bu sandukadan bir ses işittikleri zaman, muzaffer olacaklarını kesin olarak anlıyorlardı.”

Sanığın avcıları günümüzde de sandığı aramaktalar, yıllarca pek çok sağlam bilgiyle arkeolojik kazı bahanesiyle sandığın peşine düşenler elleri boş dönmekteydi. 1911 yılında, dünya çapında yayın yapan bazı gazetelerde, çok özel bir arkeolojik keşfin yapıldığı yazıyordu, yazıda Kudüs´den çok değerli kutsal kitap kökenli hazinelerin çalındığı belirtilirken, hazinenin içinde Kral Süleyman´ın yüzüğü, kılıcı ve tacı da vardı. Keşfi yapan ekip, birkaç meraklı İngiliz aristokrattan oluşmuştu ve Yüzbaşı Montague Parker adlı bir İngiliz subayı tarafından yönetiliyordu. Ekip, Kudüs dışında suların altında kalmış olan iki uzun tünel bulmuştu, bu yer Kutsal Tapınağın ilk yerinin güneyindeydi ve hazine burada saklanmıştı. Ekip, keşfi yaptıktan sonra, hazineyi karanlıkta silahlı askerlerin koruduğu bir trenle taşıyarak Yafa limanına götürmüştü. Limanda hazine özel bir yata yüklenmiş ve yat gece yarısı denize açılarak karanlıkta kaybolmuştu ve bu kişilerin peşine de naziler düşmüştü. 1982´de bu kez Kansas Üniversitesi Antik Tarih Bölümü´nden bir ekip yola çıktı, ekibin başında Tom Crotser adlı bir rahip vardı, ekip Kuzeybatı Ürdün´deki Nebo Dağı yakınlarında 31 Ekim 1981´de bulunan bir mağarayı kazmaya başladı ve işte burada Sandık şoku bir kez daha yaşandı. Mağara yaklaşık 900 metrelik bir tünelden oluşuyordu, ucunda duvarları işaretlenmiş bir oda vardı. İddialara göre, renkli fotoğraflar çekilmişti ve altın kaplı yüzey açıkça görülüyordu ama bu bir iddiaydı ve kimse fotoğrafları göremedi.

Crotser ve ekibin üç üyesi 19 yıldan beri kutsal yazıtları arıyorlardı ve yazıtların sandığın içinde olduğuna inanıyorlardı. Onlara göre Nebo Dağı, kutsal kitaptaki Pisgah Dağı´idi ve geleneksel inanç olarak Musa, sandıkla beraber buraya gömülmüştü. Bu ekip, ayrıca Babil Kulesi´ni ve Nuh´un Gemisi´ni de bulma iddiasındaydılar. Tüm olanlara rağmen, Crotser’ in ekibi Ocak 1992´de Londra´ya gelerek, Banker David Rothschild ile görüştü, planlarını uygulamak için mali kaynağa ihtiyaçları vardı. Olay, burada kaldı hala kaynak aranıyor ve gizemli fotoğraflar ortaya çıkmıyor. Dünyayı elinde tutanlarda bu sandığın peşine düşmüştü.

SANDIĞIN FİLİSTİNLİLER İÇİN ZULME DÖNÜŞMESİ NEDENDİ?

         Tarihsel bir savaş ile başlayan bu sorun Tevrat’ ta şöyle geçer: “Adam Eli’ye, “Ben savaş alanından geliyorum” dedi, “Savaş alanından bugün kaçtım.” Eli, “Ne oldu, oğlum?” diye sordu. Haber getiren adam şöyle yanıtladı: “İsrailliler Filistliler’in önünden kaçtı. Askerler büyük bir yenilgiye uğradı. İki oğlun, Hofni’yle Pinehas öldü. Tanrı’nın ‘Ahit Sandığı’ da ele geçirildi. (…) “Yücelik İsrail’den ayrıldı!” dedi, “Çünkü Tanrı’nın Sandığı ele geçirildi.” Filistliler, Tanrı’nın Sandığı’nı ele geçirdikten sonra, onu Even-Ezer’den Aşdot’a götürdüler. Tanrı’nın Sandığı’nı Dagon Tapınağı’na taşıyıp Dagon heykelinin yanına yerleştirdiler. Ertesi gün erkenden kalkan Aşdotlular, Dagon’u Rab’bin Sandığı’nın önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Dagon’u alıp yerine koydular. Ama ertesi sabah erkenden kalktıklarında, Dagon’u yine Rab’bin Sandığı’nın önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Bu kez Dagon’un başıyla iki eli kırılmış, eşiğin üzerinde duruyordu; yalnızca gövdesi kalmıştı. Dagon kâhinleri de, Aşdot’taki Dagon Tapınağı’na bütün gelenler de bu yüzden bugüne dek tapınağın eşiğine basmazlar. Rab Aşdotlular’ı ve çevrelerindeki halkı ağır biçimde cezalandırdı; onları urlarla cezalandırıp sıkıntıya soktu. Aşdotlular, olup bitenleri görünce, “İsrail Tanrısı’nın Sandığı yanımızda kalmamalı; çünkü O bizi de, ilahımız Dagon’u da ağır bir biçimde cezalandırıyor” dediler. Bunun üzerine ulaklar gönderip bütün Filist beylerini çağırttılar ve, “İsrail Tanrısı’nın Sandığı’nı ne yapalım?” diye sordular. Filist beyleri, “İsrail Tanrısı’nın Sandığı Gat’a götürülsün” dediler. Böylece İsrail Tanrısı’nın Sandığı’nı Gat’a götürdüler. Ama sandık oraya götürüldükten sonra, Rab o kenti de cezalandırdı. Kenti çok büyük bir korku sardı. Rab kent halkını, büyük küçük herkesi urlarla cezalandırdı. Bu yüzden Tanrı’nın Sandığı’nı Ekron’a gönderdiler. Tanrı’nın Sandığı kente girer girmez Ekronlular, “Bizi ve halkımızı yok etmek için İsrail Tanrısı’nın Sandığı’nı bize getirdiler!” diye bağırdılar. Bütün Filist beylerini toplayarak, “İsrail Tanrısı’nın Sandığı’nı buradan uzaklaştırın” dediler, “Sandık yerine geri gönderilsin; öyle ki, bizi de halkımızı da yok etmesin.” Çünkü kentin her yanını ölüm korkusu sarmıştı. Tanrı’nın onlara verdiği ceza çok ağırdı. Sağ kalanlarda urlar çıktı. Kent halkının haykırışı göklere yükseldi.” (Tevrat/1. Samuel,4/16-22-1. Samuel,5/1-12)

 Bu savaşın adı ebenezer savaşı olarak tarihi kayıtlara geçmiştir. Dünya algısına bizim unuttuğumuz tarzda bakan siyonistler şunu bizlerden daha iyi görmektedirler. İsrailoğulları yoldan çıktığı için Allah tarafından cezalandırılmışlardı. Her savaşı kazandıkları sandığa, verdikleri değerle şirke düşmüşlerdi. Sandık önlerinde olmasına rağmen Amalikalılar (Filistinliler) onları ağır bi mağlubiyete uğratmıştı. Bu yenilginin olduğu topraklar ise gayet manidar olan vaadedilmiş topraklardır (İbranice: הארץ המובטחת , okunuşu:ha-Aretz ha-Muvtacha). Şimdi bu topraklara yeniden hüküm sürmek isteyen siyonistler Filistin halkına tekrar mağlup olmaktan korkmakta ve onları sistematik olarak yok etmektedir. Bunu her zaman yaptıkları gibi Allah’ ın kudretini hesap etmeden sürdürmekteler. Yazımı Ali İmran Suresi 54. Ayet i herkese hatırlatarak bitiriyorum

وَمَكَرُواْ وَمَكَرَ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ

Ve mekerû ve mekarallâh(mekarallâhu), vallâhu hayrul mâkirîn(mâkirîne).

Ve onlar hile yaptılar, Allah da (onlara) hile yaptı. Ve Allah, (hileye karşı) hile yapanların en hayırlısıdır.

Nusaybinde Yaşananlar Okumak İçin Tıklayınız…

Pkk Ve Satın Alınmış Üniformalar Okumak İçin Tıklayınız…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here