Üzerinden çok geçmemiş anılardan bahsetmek istiyorum sizlere, duyumdan ibaret olmayan ve ibret alınması gerek olaylar sarmalı Nusaybin… Bu yazı, daha çok son günlerinden ve bitişinden bahisle devam edecek. Öncesinde ki kahramanlıklar yaşanmışlıklar için bir blog değil kitap yazmak gerekmekte. Çalışma şartları nasıldı bu kahramanlık nasıl yazıldı çoğu kişi bilmez ama Nusaybin’ de ki aslanların her biri (buna yemek dağıtan erlerde dahil) bir karıştan daha ince yazın her yerini yakan süngerlerin üzerinde yatarak barındılar. Alan çadır kentten bu savaşçılara bırakılmamış terk edilmiş gibiydi imkanlar her açıdan sınırlı… Serinlemek için klimalar sona yakın gelmiş ve öncesi neler çekildiği muamma olan bu çadır kentte kışın nasıl geçtiğini siz tahmin edin. İmkanları elden geldiğince düzeltilmeye çalışanlarda var elbet. Dışarı çıktığınızda çadırların önünü süpüren, sulayan, kendilerine gölgelik yapan özel harekatçıları görebilirsiniz çünkü güneş tüm imkanlarını kullanmakta. Duşluk olarak yapılan konteynerler ne kadar temizlense de kirlenmekte ısrarcı, sıcak suyun bulunduğu konteynerler ise turistik gezi yapılacak kadar nadir. Temizlik açısından çamaşır makineleri yeterli devamlı temiz paketi açılmamış çamaşırlar dağıtılmakta (devamlı olmasa da yeterli). Beslenmeye gelince yemekler güzel lakin fazla yenilmiyor. Bunun tek sorumlusu ise aziz, vefalı ve bir örneği daha olmayan milletimiz. Her çadırın bir bölümü evde yapılmış börekler, kekler, dolmalar, pestiller, cevizli sucuklar ve daha sayamayacağınız kadar çok gıdayla hemde elde yapılmış gıdalarla dolu. Bunların arasında küçücük evlatların, annelerin, babaların mektupları… Okullardan gelen mektuplar davayı destekleyen bir neslin yetiştiğini haber ederek uzaklardan, ölüme tebessüm edenlerin kahkahalarla savaşmasına neden oluyor. Gün biterken herkese çadır kentte hareketlilik başlıyor.

Kirpiler çadırların önünde… Belki gittikleri gibi dönemeyecekleri. belki de hiç dönemeyecekleri yolculuğa eksikleri olmadan çıkmak için savaşçılarımız dertsiz tasasız hazırlıklar yapmakta. Saati gelen her tim sektörüne gitmek için kendi kirpisine ilerliyor. Bu araçların hepsi onlar için tanıdık aşina araçlar. Her gün gidiş aynı araçla olduğundan karmaşada bulmak zor olmuyor. Uzaktan bakıldığında o karmaşa içerisinde bile bir nizam ve intizam olduğu anlaşılır. Araçlara kısa sürede yerleşen timler suskun. Herkesin yüreğinde ve dilinde koruyucu dualar var. Belli bir noktaya geldikten sonra kirpilerden inerek ikinci noktada gerekli ayarlamalar yapılarak hayalet şehrin içerisine Allah rızasını umanlar adımlarını atmaya başlıyorlar.

Baştan aşağı sessiz ışıksız koca bir şehir ve sessizliği bozan atış sesleri, patlamalar, adımlar… Değişim esnasında ki karşılıklı gruplar geldikleri şehirlerde aynı şubeden yada tugaydan arkadaş. Bir grup görevi tamamlarken diğeri başlamak için geliyor. Görevi bitirenler arkadaşları için çadır kentte dua edip haber beklemeye başlıyor. Bu değişimler esnasında güzel olan şeylerden biri selamlaşmalar. İki arkadaş karanlıkta birbirlerini yürüyüşlerinden fark edip göremeyecekleri halde tebessüm ediyorlar ve özlemin ifadesi kısacık bir an sallanan eller.

Binalara giriliyor tek tek birinde Özel timler, tam karşısında teröristler iki tarafta görünmez olmak zorundayken işin zor kısmı Özel timlerimize kalıyor. Teröristler aynı binada ve tünellerden kaçmakta iken, timlerimiz belli aralıklarla değişmekte ve bu değişimi düşmana fark ettirmemek zorunda.. Karanlığa alışan gözler tüm ilçeyi izliyor.

Tüm ince ayrıntılara girmeden kısa yoldan etmek istediğim kelamı anlatayım sizlere. Emeklere ve çabalara ihanet edildiğini düşündüren mantıklı sebepler var Nusaybin’de. Tolki volki denilince çoğunun aklına saçma şeyler gelebilir ama bunun aslı teröristlerin kullandığı telsizlerin tanımıdır. Çevresi tamamen çevrilmiş Nusaybin’ de telsiz kestirmeleri alınıyor ve içerikte ki konuşmalar da “benzin almaya gidiyorum, mazot alıp gelicem vs vs” cümleler kurulmakta. Günlerce araştırılan tedbirler alınan lakin önüne geçilemeyen bir açık. Nereden tedarik etmişler, nasıl görünmemişler anlaşılır şey değildi. Belli bir süre sonra gerçek ortaya çıktığında şimdi yerine oturan taşlardan biri daha ortaya çıkıyordu. Aktif olarak kullanılan bi devlet kurumunun yerleşkesi içerisine açılan tünelden teröristlere desteği, onlarla mücadele ettiğini sandığımız insanlar vermişti. İnanılmaz gelen bu olayın devamında yönetimde ki aksilikler dikkat çekmekteydi.

Çanakkale savaşında düşmana da müttefike de ağır kayıplar verdirme politikası güden Alman komutanlar sanki hala içimizdeydi. Alternatif yöntemler verilirken daha az kayıpla binalar alınabilecekken 1 tank atışı yerine 3 uzman erbaş şehit verilmekteydi. Polis özel harekat inisiyatif alabiliyor, askere bu imkan tanınmıyor ve emre itaatsizlikle tehdit edilip mobingle bomba kurulu binalara girmeleri isteniyordu. Çoğu giriş yaralanmalarla yapılırken askerin bu durumu yönetim tarafından “en fazla iki kişinin bacağı kopar, ayaklarına mermi isabet eder” gibi tanımlamalar ile hafife alınmaktaydı. Çatışmalara yakın bölge de bu yorumu yapanları göremezdiniz (bahse konu kişiler fetöden alınmıştır, bu yazıda şerefli yöneticilerden bahsedilmemektedir. lokal yanlışlar göz önüne alınmıştır bilginize). Nusaybin’ in kahramanları asla yönetenler olmamıştır. Gerçek kahramanlar Uzman Erbaş Jöh Timleri ve Polis Memuru Pöh Timleridir.

22 Mayıs 2016 sabah saatleri…

Örgüt Mensubunun Telsiz Kestirmesi

                                                       “Külahlı biri elinde silah vardı önümüzden geçti kimdi?” 

Nusaybin bitmek üzereydi ve bölgede ki herkes Allah’ ın yardımına şahit olacaktı… Külahlı tabiri nereden gelmektedir önce size bunu açıklama ihtiyacı duyuyorum. Külahlı demek tarikat ehli sarıklı insanlara pkk tayfası tarafından yakıştırılan bir söylem. Dine düşman olduklarından kendilerince alay malzemesidir. Normal başlayan bir günün ilginç bir hal aldığının en somut kanıtı bu telsiz kestirmesi. Btö mensubunun önünden eli silahlı sarıklı biri geçmişti… Kuşatılmış bir ilçeye girişi olmayan bir ilçeye sarıklı biri nasıl girerdi? Herkesi aşarak teröristlerin bulunduğu noktaya nasıl ulaşırdı? Eminim aklınızda bu zat ile ilgili bir şeyler oluşmaya başladı.

Teröristlerin yaralıları vardı ve her geçen gün durumları iyiye gitmekteydi. Erzak aldıkları depoları sıkıntısızdı. Birbirleriyle konuşurken morallerinin yüksek olduğunu iletip gülüşmekteydiler.  O sabah telsize kadın terörist ağlayarak girdi, yaralılardan biri ölmüştü ve diğeri içi “durumu kötüye gidiyor, bugün her şey çok ters gidiyor T.C. ye teslim olalım”   “Erzaklarında olduğu yeri su basmış” ardından kestirmelere bir başka erkek teröristin konuşması takılıyordu “Külahlı biri elinde silah vardı önümüzden geçti kimdi?” önünden sarıklı birisi geçmişti! Yardıma gelen zat nokta nokta dirençlerini kırıyordu. Nusaybin’ in bitişi olacak nokta henüz kırılmamıştı ama vakit çokta uzak değildi.

 

81 nolu Bina

81 nolu bina… Girişimlerin sonuçsuz kaldığı sıkıntılı bir noktada ki bu bina tünellerinde kesişim noktasıydı ve aynı gün içerisinde telsizlere bir kestirme daha düşüyordu “içeriye giriyorlar, hepsi girsin o zaman patlatacağım, duvarın arkasındayım ben ayak seslerini duyuyorum içerideler geziyorlar” telsizden giriş yapan ekiplere uyarı anonsları geçiyordu ama nafile! Çünkü giriş yapan tek bir unsur yoktu… Son baskı atışının 45 dk önce yapıldığı ve hiçbir şekilde müdahale ve giriş yapılmayan 81 nolu binada ki terörist kendi kendine sesler duymaya başlamıştı ve kimsenin beklemediği anda kilit taşını havaya uçurarak tüm düzeni yıktı. Bu Nusaybin’ de Rahmet tarafından verilen desteğin en bariz örneklerindendi. Binaya en yakın olan unsur tekbir getirmekteydi.

81 Nolu binanın harap olmasının ardından Ankara’ ya telefonlar edildi, isim listeleri gönderildi ve teslim olmalar başladı. İlk başta 93 kişi olduğu söylenen grup parça parça teslim olacaktı ve “sakallıları istemiyoruz asker bizi teslim alsın” demişti. Grubun daha sonra daha az sayıda olduğu ortaya çıktı hepsi 70 kişi kadardı. Teslim olmaların ardından ilginç bir olay yaşanacaktı.

Suriye sınırına yakın bölgede bulunan sektörlerden biri telsiz dinlemesi yapmaktadır. Yanında ki timde Kürt asker yada polis olmadığından aldığı yoğun kestirmeleri çeviremez “Merkez ben burada yoğun kestirme alıyorum, Ejder .. buraya gelip tespit atışı yapar mısın”  Ejder gelip tespit atışı yaptığına sanki olanlara şaşır bir şekilde tepki veren teröristin “bunlar bize atış yapıyor”  anonsu kestirmeye takılıyor (atış yapılmayacağı garantisi almış bir tepkidir bu) ve bunu anlayan sektör Cobra..’ yı da çağırarak alanı mermilerle dövdürtür. Belli bir süre beklendikten sonra merkezden bir anons gelecektir “*Anlaşıldı anons eden istasyonumuz herhangi bir kestirme alıyor musunuz? -Olumsuz Merkez. *Anlaşıldı Ejder.. ekibi sen bölgene geç Cobra.. sende bölgeden ayrıl” ilk bakışta normal gelen bu anons atışlarla bir leş ve bir ağır yaralıyı ardında bırakan bir atağı kısa sürede kesmiş, teröristler kazandıkları bu boşlukta leşlerini gömmüş ve yaralılarını tedavi ederek bölgeden çıkmışlardı. Çıkışa yakın sektöre kadar nasıl gelmişlerdi? Beyin takımı olan bu grup kimle anlaşıp çekilebilmişti ve 93 kişinin teslim olmasından sonra 70′ e kadar düşen sayının sebebi neydi? Aradaki fark kadar adam çıkışta ki sektörde neden durdurulmamıştı? Bu olaydan sonra kıskaca alınan teröristlere son darbeyi indirecek olan karşılıklı sektörlerin birleşmesi neden yapılmamıştı ve hepsi birilerine güvenli bölge oluşturacak kadar geri mevzilere neden çekilmişti. Aklınıza bunlardan daha fazlası gelebilir ama şunu bilin Türk Polisi ve Askeri görünen düşmandan daha fazlasını karşısına almıştı, görünen destekten daha fazlasına mazhar olmaktaydı. Allah’a emanet olun.

 

Pkk gerçekleri…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here