Şimdi tüm duyularınızın tuşuna basıp kapatın… Sadece düşünün…

Yıllar içerisinde toplum psikolojisinin yönlendirilebildiği açıkça öğrenildikten sonra neler oldu?

Bilim insanları canlı varlıkların fıtratını incelerken onlara bir sınır ve istenen bir tavır yüklemek istediler. Doğa da bulunan kuşlardan böceklere – fillerden atlara ve aslanlara kadar pek çok canlıya eğitimler verip deneyler yaptılar. Çaresizlik öğretildiğinde direncin kırıldığı fark edildi! Ormanlarda fillere tuzak kurularak emir altına alınırlardı. Ormanda gezinirken devamlı olarak aynı yoldan ilerleyen fillerin yolu üzerine derin bir çukur kazan avcılar üzerini kamufle eder ve en önde ki filin içine düşmesini sağlarlardı. Çukura düşen fil günlerce aç bırakılarak yüzü maskeli siyah giymiş avcılar tarafından dövülür ve eziyete maruz kalırdı. Yine aynı avcılar filin en bitkin düştüğü günlerde beyaz giyinip yüzlerini açarak file en sevdiği meyveleri sebzeleri getirip yüzünü hortumunu okşarlardı. Bu döngüyü günlerce tekrar eden avcılar nihayetinde beyaz elbiseleri giyerek çukurun önünü kazar ve filleri kendi fil damlarına köle olarak götürürlerdi.

Zamanın filleri olan bizler düştüğümüz çukurun müsebbibini bilmeyerek kıyafetlere önem veren ve eziyet görmemek feraha kavuşmak için avcıyı beyaz giyince dost siyah giyince düşman belledik. İslama büyük bir çukur kazıldı! İçerisine düştüğümüz bu çukurda bizlere zulmeden hristiyan yönetimlere düşman olurken, aynı devlette yönetim değiştiğinde beyazları giydiklerini kabul ettik. Kendi can derdimize düştüğümüzden koca dünya ormanında rahatça gezinebildiğimizi unutarak çukurun içerisinde ki refahımız için yüzümüzün okşanmasına gavur elinden beslenmeye razı olduk. Çukurun önü bazılarımız için kazıldı hristiyan devletlerinde çalışma imkanları bulduk rahat fildamlarına konulduk. Onların istediği gibi beslendik istedikleri gibi çalıştık ve bizden olanlarla yaşadığımız o özgür ormanımızı ve kendimize ait fıtratımıza uygun kuralları unuttuk…  Ya hepimiz için çukurun önü açılırsa? Bizden olmayanı bırakıp ormanlarımıza mı koşarız, yoksa peşlerine mi takılırız?

Başımıza gelenler sadece bunlarla sınırlı da kalmadı hayvanlar üzerinden gitmekle hakaret gibi bir kastımız yok lakin anlaşılması daha kolay olmaktadır. Ayı avcılarının bulduğu bir yöntemle ayının postu delinmeden zedelenmeden elde etmeye başlamışlardı. Balina kemiğinden yapılan jilet kadar keskin malzemelerin üzerine kan sürülerek ayıların bunları yalaması beklenirdi. Kemiği iştahla yalamaya başlayan ayı için bitmeyen bir kan kaynağı bulunmuş olurdu… Kendi kanı!!! Dilini sürdüğü ilk anda dili kesilen ayı kanın kendi kanı olduğunu anlamaz iştahla dilinin acısını umursamayarak kemiğe bulaşan kanını yalayarak karnını doyurduğunu zanneder ve sonunda olduğu yere yığılıp kalırdı. Kendisine ne olduğunu anlamayan hayvan avcının eline düşer ve postu zedelenmeden ve belki de daha tam manasıyla ölmeden büyük eziyetlerle derisini ve canını kaybederdi.

Manası şeklinden uzak olan ayılar içimizde hala yaşamakta mı? Evet… Keskin bir balina kemiği üzerinde kendilerine uzatılan kapının anahtarını alan insanlarımız yolsuzlukla, hırsızlıkla ve vatana ettikleri ihanetle dili kemiğe sürerler. Bu döngü bir kere başlamış ise İngilteresi,Amerikası ve israili iştahla dilini değdirenin de devletinin de kendi kanını akıtarak yığılıp kalmasını ve arzu ettikleri derinin çabasız ve zedelenmeden ellerine düşmesini beklemeye koyulurlar.

İstenen kıvama getirmek bazı hayvanlar için zordur. Bunun için yavrular annelerinden koparılmalıdır. İçgüdüsel tavırları unutmalı, fıtratlarına uygun olmayan şekilde yaşamaya başlamaları gerekmektedir. Bu konunun en güzel örneği eskilerden beri anlatılan aslandır. Derin yarlar arasında atlayabilen güçlü dişi bir aslan hamile olduğu dönemde bir kayadan diğerine atlarken doğum başlamış ve yavrulardan aslan havadayken doğup uçuruma düşmüştür. Yavrunun öldüğünü düşünen anne aslan ardına bakmayarak tenha bir köşede diğer yavrularını doğurup doğanın döngüsünde ormana hakim olan tür olmaya devam etmiştir. Asıl hikaye onlara değil uçurumdan uyumakta olan koyun sürüsünün içine düşüp kurtulan yavru aslan hakkındadır. Yavru aslanı benimseyen kuzusunu kaybetmiş bir koyun onu evlat edinerek sütle beslemeye başlamıştır. Günler geçtikçe büyüyen aslan farklı bir şekil ve renk almaya başlayınca sürünün en akıllısı durumu fark edip önlemini almıştır. Aslana sen sorunlusun 40 yılda bir görülen bir hastalık senin ki, biz normaliz sen ise hastalıklı bir koyunsun diyerek aslanı hem koyun olduğuna tamamen ikna eder hemde en zayıf koyun olduğuna inandırır. Sürüye dadanan kurt ve çakallar ilk anda aslandan korksa da kendisini tanımadığını anlayınca aslan kovaladık diyebilmek için aslanın peşine düşmeye başlamışlar. Aslana göre bunun nedeni en zayıf olması ve bu yüzden kolay avlanır gözükmesidir.

Günler sonra aslanın olduğu sürüye liderliği kaybetmiş tek başına avlanan yaşlı bir aslan yaklaşmaya başlar. Uzaktan sürüye bakan yaşlı aslan ilerde genç bir erkeğin avını yediğini görür. Yaklaştıkça gözlerine inanamaz genç aslanın önünde avı değil ot bulunmaktadır. Dönüp koyunların haline baktığındaysa hiçbirinin genç aslandan korkmadığı görür ve durumu anlar. Tüm gücüyle koşmaya başlayan yaşlı aslanı gören genç aslan dehşete kapılarak kaçmaya başlar. Bu kovalamaca yaşlı aslan için kolay olmasa da genç aslanı yakalar ve suyun kenarına getirir. Genç aslan ağlamaktadır. Yaşlı aslan ensesinden tuttuğu genç aslana suya bak der… Suya bak! Kime benziyorsun? Genç aslanın kafası karışır ben koyunum sana nasıl benzerim der. Yaşlı aslan eğer koyunsan onlar gibi ses çıkarda inanayım der. O an ki panikle tüm gücüyle me leyip yardım çağırmak isteyen genç aslan inanılmaz bir şekilde kükrer. Söylenecek söz kalmamıştır. Orman yeni sahibine saygıyla bakar.

Avrupa tarzında ki yaşan biçimleriyle hristiyanların ve islamı yaşamayanların arasında büyüyen yetişen Müslümanların durumu bundan farksızdır. Son dönem İslam Ehli insanlarımız ayakları yere basan bir dönemde doğmamış boşlukta köksüz olarak doğup koyunların arasına düşmüştür. Peşinden doğan kardeşleri elbet İslamın geleceği olacaktır lakin kendisine düşen görevleri bilmeyen dönem Müslümanları koyunların sözlerine inanarak koyun olduklarına inanmaya çoktan başladılar. Ölümden korkmayışları, cihat anlayışları, namusları, şerefleri ve Allah rızasını gözetmeleri koyun sürüsünün en akıllı tarafından bir hastalık diye nitelendirilmiş, namuslularımız geri kafalı cihatçılarımız terörist olarak nitelendirilmiştir. Bu özelleri ve takvasıyla kafirden üstün olan insanlarımız arasından en önemlileri gurbetçilerimizdir. Çoğu aslanlığını unutmasa da koyun sürüsü içerisinde yaşamaktadırlar. Hiç durmadan hortlak görmüş gibi kaçtığımız yaşlı aslan ise Dindir, İslamdır, Osmanlıdır, Selahaddin’ dir ve Fatih’tir. Eski günlerimize talip olmak istiyorsak bu ormana kral olmak istiyorsak teslim olmalı Allah’ın dinine yakalanmayı kabul etmeliyiz.

İMKANIN SINIRINI DENEMEK İÇİN İMKANSIZI DENEMEK LAZIM!

Bu söz kime aitti? Nereden aşinayız bu cümleye? Bunu öğrenmeyi size bırakarak imkana sınır çizilmesini ve çaresiz bırakılmayı sizlere anlatmaya devam ediyoruz. Pirelerden alınacak bir ibret dersi bu… 

Pireler üzerinde araştırma yapmakta olan bilim adamları pirelerin bulunduğu zemine sıcaklık vererek zıpladıklarını ve kaptan kaçtıklarını görür. Sıcaklığı hisseden pireler çok yükseğe zıplamaktadır. Kaptan çıkmalarını engellemek isteyen bilim adamları üzerine cam koydukları kabı tekrar ısıtmaya başlarlar. Zıplayan pirelerin tamamı cama çarpıp geri düşmeye başlarlar. 30 cm yüksekliğinde olan cam kutu üzerinden alındığında pirelerin tamamının en fazla 30 cm zıplayabildikleri görülür…

Bunu çok açmadan sormak istiyorum 30 cm den yukarı zıplayıp kutudan çıkacak bir yüğüt yok mu?

Osmanlının son dönemlerinde iflah olmaz bir hastalığa tutulduğu inanmamızı istedikleri tarihti. Örneğin Kut-ül Amare zaferimiz 1952 tarihinde natoya girmemizle birlikte tarihe gömüldü unutuldu. Peki natoda bulunan diğer ülkeler zaferlerini unuttular mı? Osmanlıya karşı kazandıkları en küçük şeyleri bile anmaya devam ettiler… Neden? Çünkü aslana kendilerini zamanında avladığı unutturmak istediler. Biz koyunuz sende öylesin dediler. Sürekli şartlar koştular çünkü sen hastalıklı bir koyunsun dediler!!

Satın alınmış Müslüman yönetimlerle savaşarak galip gelen devletler bizlere asla zafer kazanamazsınız dediler. Bu oyunun bozulmasından o kadar çok korktular ki kendi aralarında tartışamaz bütünlüğü bozamaz hale geldiler. İmanla savaşan bir avuç insanın kök söktürdüğü kafirler genelin bir uyanışa girişmemesi için özellikle Anadolu’ ateşin tekrar yanmaması için bizlere ümitsizlikler yüklediler. Küçük sorunları büyük meseleler haline getirip kum tanelerini bizlere dağlar gibi gösterdiler. Aslan doğuran analar çocuklarının koyun olması için çaba gösterir oldu. Kafirler kendi ülkelerinde ki sorunların üstünü örterken bizim ayılarımız kemiği yalaya yalaya ülkerinin dilini paramparça edip ölmesi için uğraşır oldu.

Bir diğer oyun ise sorumluluğu üzerinden atmaktı. Çünkü vicdana sahip olduğumuz bilinmekteydi. Dünyanın neresinde bir Müslüman acı çekse cihat edip oraya gitmeliydik. Ama bu yanlıştı koyunlar bunu istemezdi… Bizlere yeni yöntemler sundular. Avlanma dediler otlan! Filistin’ de bir şey olsa meydanlara çık dediler Kudüs’ e gitme, pkk saldırı yapsa terörü lanetle dediler onlar boş bir dava için dağlara çıkarken sen tepki verme lanetle cihat etme. Dine hakaret eden devlete bit şey deme sadece kolasını içme gofretini yeme dediler. Bide bunları cihat sandık, gereken ders bu dedik ve sadece 30 cm zıpladık. Meydanlarda haykıran toplulukların gazı alındı bir daha ki tepki seviyesi belirlenmeden dağılmaları sağlandı. Konsolosluk taşlayınca düşmanlar öldü, bayraklarını yakınca ülkeleri yıkıldı, ürünleri satın alınmayınca iflas ettiler özür dilediler. Daha nice saçmalıklar içerisine girdik ve savaştık zannettik. Allah’ ın dişi ve erkek aslanları savaşmadan ava dişini geçirmeden kendini koyun zannetmeye devam edeceklerdir. Zora talip olmadan 30 cmlik engellere hapsolacak, beyaz giyen avcılara sevgi besleyecek ve kendi çıkarlarını takip ettikçe keskin kemiklerde kendi kanlarını emeceklerdir.

Akla nakşedilen söz uzamadan kararı hayat size bırakır… Çaresizliği öğrenince bununla yaşayan sirk Müslümanı mı olacağız, yoksa aklını kullanan Muhammet (s.a.v.)’ in aklı kafirden yüksek ümmetimi?

Diğer yazılarımız için…

Nusaybin Rahmet ve İhanet Noktaları TIKLAYINIZ…

Bilinmeyen Kürt Tarihi Nesturiler TIKLAYINIZ…

Filistinlilerin Çilesi Kutsal Ahid Sandığı TIKLAYINIZ…

Pkk Ve Satın Alınmış Üniformalar  TIKLAYINIZ…

Mobbing  TIKLAYINIZ…

İzleniyoruz Peşimizdeler  TIKLAYINIZ…

İttihat ve Terakkinin Darfur İhaneti  TIKLAYINIZ…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here